Avrupa’ya ve Tarihimize Açılan Kapımız EDİRNE

88 Yıl Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapmış olan Edirne, gezi tutkunlarının görmesi gereken önemli şehirlerimizden biri olarak bizimde rotamıza dâhil oldu.\r\n\r\nBu sefer çok güzel ve özel bir gurupla yola çıktık. Bizim Çocuklar Gençlik Akademisi Derneği gönüllüleri olarak, burslu öğrencilerimizi de alıp hem güzel bir tatil günü geçirmek hem de Edirne’de ki diğer burslu öğrencilerimizi ziyaret etmek için sabah erkenden İstanbul’dan hareket ettik.\r\n\r\nSelimiye Camii\r\n\r\nİlk durağımız Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği Selimiye Camii oldu.  En büyük özelliği olan Edirne’nin her tarafından görülmesi sayesinde buluşma noktamıza çok kolay ulaştık. Daha içine girmeden ihtişamı ve güzelliğiyle bizi etkisi altına alan bu cami geniş avlusu ve göğe doğru uzanan üç şerefeli minareleriyle şehrin simgesi olmuş. Mermer işlemeler ve İznik çinileri camiyi şahane bir yapıya dönüştürmüş. Ters lale motifi de cami de bulunan özel işlemelerden bir tanesi. Dış avluda ki sübyan mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmakta. Büyük usta Mimar Sinan’ın bize miras bıraktığı Selimiye Camii ve Külliyesi, Dünya Mirası Listesi’ne girerek değerini tüm dünyayla paylaşmış bulunuyor.\r\n\r\nSelimiye Camii içten görünümü\r\n\r\nCamiye gelir sağlamak için yapılan Arasta Çarşısı ve yine yakınlarda bulunan Ali Paşa Çarşısı, gerçekten çok keyifle gezeceğiniz ve günümüzün AVM çılgınlığından sonra ruhunuzu dinlendirerek alışveriş yapabileceğiniz turistik yerler arasında.\r\n\r\nBurada yine merakla gezeceğiniz eserlerden biri de şehrin Osmanlıdan kalan en eski anıtsal yapısı Eski Cami(Cami-i Atik- Ulu Cami) olacak. Osmanlı devletinin büyümesinin simgesi olarak geniş ve ferah yapısı dikkat çekiyor. Kâbe’den getirildiği rivayet edilen Kâbe Taşı camiyi özel bir ziyaret noktası haline getiriyor.\r\n\r\nEdirne Gece\r\n\r\nÜç Şerefeli Cami’ye adını her şerefesine ayrı yollardan çıkılan üç şerefeli minare vermiş. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri caminin içyapısına ayrı bir estetik katmış. Caminin ilk dikkat çeken noktası dört minaresinin birbirinden farklı olması; biri üç, biri iki, ikisi birer şerefeli ve baklavalı, şişhaneli, çubuklu ve burmalı motiflerle bezenmişler.\r\n\r\nEdirne’nin bu bölgesi tamamen eski dokunun korunduğu ve kendinizi tarihin içinde kaybolmuş hissettiğiniz tam bir Osmanlı şehri. Yeni şehir buraya karışmamış ve yaya olarak bütün bu eserleri bir arada görme şansınız var.\r\n\r\nTarihi Çarşı\r\n\r\nBölgeden ayrılmadan çarşıdaki lokantalarda Edirne tava ciğerini mutlaka tadın, benim gibi ciğer sevmeyenler bile lezzetine hayır diyemiyor, üzerine de tahinli kabak tatlısını şiddetle tavsiye ediyorum. Sevdiklerinize götürmek için de kavala kurabiyesi, peynir helvası ve badem ezmesi alışveriş listenizde mutlaka olmalı.\r\n\r\nEdirne Tava Ciğeri\r\n\r\nAvrupa’da yılın müzesi ödülünü alan Sağlık Müzesi görmeden dönerseniz pişman olacağınız bir nokta. Darüşşifa yapıldığı dönemde akıl hastalarının tedavi edildiği çok önemli bir merkezmiş. Aynı dönemde Avrupa bu tür hastaları şeytan diye nitelendirip yakarken, Osmanlı müzik ve su sesiyle tedavi yolunu seçmiş.\r\n\r\nHava yağışlı ve Meriç Nehri yükselmiş olsa da biz gezimizi burada sonlandırmak istedik. Siz de Meriç kıyısına kadar gelmişken, Kurtuluş savaşımızın zaferinin yazılı kanıtı olan Lozan Anıtı ve Müzesi’ni de gururla ziyaret edin. Fotoğraf karelerinize çok estetik görünen Trakya Üniversitesi Rektörlük Eski Binası olan Karaağaç Tren İstasyonu’nu da eklemeyi unutmayın.\r\n\r\nDaha görülecek çok yer olmasına karşın kısa kış günleri bize yola çıkma vaktimizin geldiğini söyledi. Bizde, Mimar Sinan’ın yılların eskitemediği eserlerinden Meriç Köprüsü ve Meriç Nehri’nin muhteşem manzarasın da son bir çay molası verdik.\r\n\r\nMeriç Köprüsü\r\n\r\nBiz ziyaretine gittiğimiz gençlerimizle sohbete de vakit ayırdığımız için daha fazla yer gezemedik. Ama daha önce ki seyahatim de gittiğim, günümüzde Kırkpınar güreşlerinin de yapıldığı, Osmanlının Topkapı’dan sonra en büyük sarayı olan Edirne Sarayı’nın bulunduğu alanı gezmenizi tavsiye ederim. Çıkan yangından sonra fazla bir şey kalmamış olsa da, gözlerinizi kapayın ve tarih kitaplarında okuduğunuz ihtişamlı halini hayal edin.  Yine bu bölge de, Balkan Savaşı’nda verilen 300.000 şehit ve 1913 yılında Sarayiçi’nde aç ve susuz bırakılarak öldürülen 20 bin şehit anısına yaptırılan Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği bulunmakta.\r\n\r\n\r\n\r\nŞükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşları Müzesi gibi pek çok müze, cami, köprü, han, hamam ve konakların bulunduğu bu güzel şehir emin olun sizi tekrar çağıracak ve sizde benim gibi bu davete karşı koyamayacaksınız…\r\n\r\nGÜLER ASLAN\r\naslanguler@yahoo.com

Facebook Twitter Google+ LinkedIn

Leave a Reply