22.10.2019
Deniz

Saklı Cennete yolculuk - Sazak Koyu

Saklı Cennete yolculuk - Sazak Koyu
Kafanızı dinlemek, medeniyetten, elektrikli aletlerden, cep telefonunuzdan (telefon çekmiyor), laptopunuzdan, her şeyden uzak;beş yıldızlı otel değil ama gökteki yıldızları sayarak rahatlıkla bol oksijenli bir havada uyuyacağınız bir yere gidicez. Sazak Koyuna…



Biz bugün günübirlik olarak Antalya çıkışlı olarak Sazak Koyu na gideceğiz.Ama siz dilerseniz çadırınızı malzemelerinizi alarak hafta sonunu bir kamp kurarakta geçirebilirsiniz.İlk durağımız Adrasan. Adrasan’ın (Çavuşköy) Antalya’ya uzaklığı 95 km. Yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Özel arabanızla gidiyorsanız Antalya’dan Kemer istikametine gidiyorsunuz, Kemerden sonra Tekirova’yı da geçiyoruz yolun solunda Olympos, Çavuşköy (Adrasan) tabelasınını görüyorsunuz. Deniz yönüne uzanan biraz virajlı ve çam ağaçlı 20 km’lik asfalt yola giriyorlar. 15 km sonra Olympos sapağı geliyor sapmadan devam ettiğinizde Çavuşköy meydanına geliyorsunuz, Jandarma merkezinden sola sahile inen yola dönüp yaklaşık 2 km devam ettikten sonra karşılaşacağınız çınar ağacı ve camiden sola dönerek dere kenarından kısa bir süre yol almanız yeterli oluyor. Otobüs ile gidiyorsanız Antalya otogarında indiğinizde hemen yandaki binada ilçeler terminalinde Adrasan Tur var. Yazın günde 2 kez Adrasan’a servisi vardır. Bunun dışında bir zamanda gidecekseniz eğer her yarım saatte bir ise Kumluca ilçesi Çiçek Tur servisi mevcut. Çiçek Tur arabasına bindiğinizde Olympos, Çavuşköy sapağında iniyorsunuz. Adrasan yol sapağına 1 saat aralıklarla gelen Adrasan tur minibüsüne binebilirsiniz. Benim tavsiyem sapağa geldikten sonra otostop çekmeniz.




Adrasana geldikten sonra sahilde derenin sahille buluştuğu yerin arka yamacında ince dozerle açılmış patika bir yol var. Yolun başında da devrilmiş bir Sazak Koyu tabelası.8 gidiş 8 dönüş toplam 16 km lik bir parkur. Halk bu yolu yürüyerek ya da araçlarıyla kullanarak Sazak Koyu na ulaşıyor. Ancak 2 aracın karşılıklı geçmesine yol pek izin vermiyor. Bugünlerdeki doğa katliamlarına ek olarak, bir doğa katliamı da burada yapılmanın eşiğinde… Bu güzel doğal koy, satın alınmış. Sit alanlarının Çevre ve Orman Bakanlığına bağlanmasını sağlayacak, yeni çıkacak kanunla da, bu eşsiz ve bakir koy ileride yıldız yıldız otellerle işgal altına alınabilir. Anlayacağınız tehlike büyük..


Başlıyoruz toprak yolda yürümeye. Bu kez Adrasan Koyu’nun sol tarafındaki tepeler boyunca ilerliyoruz. Deresine kavuşan Adrasan Koyu muhteşem manzarası ile ayaklarımızın altında. Yol boyunca alabildiğine mavi deniz, Adrasan’ı sarmalayan yeşil tepeler yamaçlar… Yol boyu, Musa Dağı eteklerinde yürüyoruz. Çökmüş bir deve hörgücünü andıran Eliğ tepesi de bize eşlik ediyor.


Sağımız solumuz kızıl çam ağaçları, kuş sesleri içinde ilerliyoruz yolda. Saat daha erken, önümüzde çok vaktimiz var. Hızlı hızlı değil, her anını doyasıya yaşamak istiyoruz bugünün… Huzurluyuz, mutluyuz… Bunu özlemişiz. Hiç acele etmeden, tadını çıkara çıkara yürüyoruz. Yol düz yol olduğu için kolay, ancak manzara eşsiz… Bu arada hemen söyliyelim belli bir noktadan sonra cep telefonlarımız çekmiyor. Anlıyoruz ki artık medeniyetten uzaklaşıyoruz.


Yol boyunca birkaç kez yol ayrımı geliyor karşımıza… Bunların diğer küçük koylara gittiğini düşünerek, biz yolumuza sol taraftan devam ediyoruz. Yolda karşılaştığımız menfezler, ağaçların ve suyla taşınmış taşların arasında, kendine has harika bir görüntü sergiliyor. Mevsim sonbahar ama dağdan taştan çiçek fışkırmış bu doğada… Yamaçların içlerinden fırlamış gibi görünen, pembe/mor renkli karanfil benzeri çiçekler ve yine her yerde sıklamenler… Boşuna dağ menekşesi dememişler bunlara… Dağ taş her yer onlarla dolu. Kimi yerde kayaların içinden çıkmışlar, koşulların zorluğu etkilememiş her yerde hayat bulmuşlar. Pembe mor çiçekleri kadar kendisi de bir o kadar narin ve zarif görünümlü… Kalp çeklindeki yaprakları ve desenleri o kadar estetik ki… Biraz daha yakından baktığımızda, her bitkinin aynı olmadığını görüyoruz. Kiminde açık renkler hakimken, kimi sıklamenlerin yaprakları daha koyu yeşil. Bunun nedeninin, bu çiçeklerin farklı alt türler olmasından mı yoksa bitkinin yaşıyla alakalı olup olmadığını merak ediyoruz.

Yolda giderken köylüler çıkıyor karşımıza selamlaşıp sohbet ediyoruz. Hayvan otlatanlar,ot toplayanlar, ve avcılar.Buralarda yaban domuzu çok olduğunu söylüyorlar. Patikamız, daha sık ağaçların olduğu bir ormanlık bölgenin içinden geçiyor. Bir anda kuşların önce telaşla bağırdığını sonra sessizleştiğini farkediyoruz. Dikkatli dinlediğimizde, yırtıcı kuşların seslerini duyabiliyoruz. Atmacadan büyük, şahin olduğunu düşündüğümüz bazı yırtıcı kuşlar başımızın üzerinde dönüp duruyor, avlarını arıyorlar… Artık daha bakir yerlerde yürüdüğümüzün farkındayız. Yolun öte tarafında, oldukça sık bir orman var. Her yerde domuz yataklarını görmek mümkün… Hatta bir taş duvarın dibinde, domuzların parti yapmış olduğunu görüyoruz. Karşımıza da çıkarlar mı diye düşünmeden edemiyoruz..


Artık iyice yaklaştığımızı hissediyoruz. Rampa aşağı inmeye başladık. Tam o sırada karşıdan gelen iki kişiyle karşılaşıyoruz ve selamlaşıyoruz. 10 dakikalık yolumuz kalmış. Hallerinden ve yüklerinden, gece Sazak Koyu’nda konakladıkları belli. Yaklaştıkça heyecanımız artıyor ve hızımızı arttırıyoruz. Nihayet patika yeşil bir düzlüğe geliyor ve çalıların, ağaçların ardından bizi bir anda büyüleyen o manzara ile karşılaşıyoruz. İşte SAZAK KOYU… Kayalar, koyu bir annenin sardığı gibi sarmalamış ve deniz burada adeta bir havuz gibi olmuş. Durgun ve mavi rengiyle bizi kendine çağırmakta. Bu çağrıya karşı koymuyoruz ve kendimizi denize atarak, yorgunluğumuzu sulara veriyoruz…

Öğlen yemeğimizi burada yiyoruz ve dalgaların sesi ve manzaranın harikalığında mest olmuş şekilde buranın tadını çıkarıyoruz. Bizden başka kimse yok buralarda… İyi ki gelmişiz dedirten bir gün yaşıyoruz bugün. Burada dilerseniz kampta kurabilirsiniz ama malzemelerinizi yanınıza almak koşuluyla, yol dahil hiçbir yerde su kaynağı yok  çünkü… Telefon çekmiyor, elektrik kaynağı vs hiçbirşey yok tamamen doğayla başbaşasınız. Bize bu kadarı yetiyor. Yolumuz uzun, daha dönüş yapacağımız bir 8 kilometremiz var… Gene aynı harika manzaralar eşliğinde, rahatlamış, tüm streslerden arınmış şekilde, temiz havayı tüm hücrelerimize çeke çeke dönüyoruz.

DENİZ BERK BULAK  - Arkeogezi Dergisi