”Güneydoğu’nun Efes’i” DARA’yı gördünüz mü?

Hikayesi yazılmamış bir şehirdir Dara…\r\n\r\nTürkiye’de kuşkusuz gezmeye, görmeye değer çok güzel yerler var. Her bölgenin kendine has dokusu ve tarihi var. Çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmış olan bu topraklar, bu uygarlıkların aynası gibidir. Göbekli Tepe gibi bir yer düşünün ki, tarihi yeniden yazdırıyor. Mezopotamya uygarlıkları, Hitit, Lidya, Frigya, Helenistik dönem, Roma, Bizans, İslam uygarlıkları…ve daha niceleri. Onlarca uygarlık, inanç, efsane, mitoloji…İşte böyle bir coğrafyada yaşıyoruz. Hal böyle olunca da anlatılacak, yazılacak, çizilecek çok fazla hikaye oluyor. Sırası gelince hepsi yazılıp anlatılacak ama bugün Mardin’e gidelim, geçmişte olduğu gibi bugün de birçok uygarlığa ev sahipliği yapan, farklı inançların ve halkların bir arada yaşadığı, farklı dillerin harmonisinin adeta mitolojik bir çalgı gibi yükseldiği Mardin’e.\r\n\r\n\r\n\r\nMardin Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden biri olarak kabul edilir ve tarihi  M.Ö. 1305–1274 yıllarına kadar uzanır. Yazılı bir rivayet, Pers Kralı Ardeşir’in buraya bir kavim yerleştirdiği ve bu kavmin adının Marde olduğu, Mardin adının da buradan geldiği şeklindedir.  Kiliseleri, camileri, kalesi, telkârisi, kahvesi, yemekleri ve şarabı meşhurdur Mardin’in ve her biri ayrı bir yazı konusudur. Ancak ben çok daha farklı bir konuya değineceğim bu yazıda. Mardin’de olan ancak meşhur olmayan, çok fazla bilinmeyen bir yerden bahsedeceğim. İyi bilinmesi ve anlatılması gerektiğini düşündüğüm Dara’dan bahsedeceğim…\r\n\r\n\r\nDara, Pers hükümdarı Darayuvaş tarafından kurulmuş antik bir kenttir. Persler ve Romalılar arasında birçok defa el değiştirmiş, daha sonra da Emevi, Abbasi ve Osmanlıların yönetimine geçmiş. Kayaların içine ve üzerine kurulmuş bir şehir olan Dara, bu yönüyle Hasankeyf’e benziyor ancak Dara hep Dijle’ye, suya hasrettir. Hasankeyf gibi şanslı değildir çünkü Dijle’ye uzaktır ve lakin şanslıdır çünkü sulara hasret olması sular altında kalmasına engeldir aynı zamanda.\r\n\r\n\r\nKurulduğu döneme göre oldukça büyük bir şehir olan Dara, sıra sıra kaya mezarları, kaya odaları, kayaların içine oyulmuş kral odası, agorası ve zindanlarıyla büyüleyici bir yapı arz ediyor. Şehir 4 km’lik surlarla çevrili, biri kuzeye, diğeri güneye açılan iki kapısı bulunuyor. Şehri çevreleyen sur, kuzey kapısının doğu ucundan başlayarak Zellace mevkiini takiben çayın üstünden hendek yerini mağaraları içine alarak tophaneye iner, buradan Bertevil Sarayı’nın yanında güneye açılan kapı ile birleşir. Güney kapısının batı ucundan başlayan sur, Mahsara’yı (Eski Mezarlık) içine alarak kesik kayanın üzerinden Hakni mevkiine çıkar. Su sarnıçlarının yanından Yunus ziyaretini ve İç Kale’yi de içine alıp Kale Camisi’nin doğusunda birleşerek şehri çevreleyen suru oluşturur. Şehir harabeleri içindeki eski kalıntılardan kilise, saray, cami, çarşı, ev, köprü ve su sarnıçları hala mevcudiyetlerini muhafaza etmektedir.\r\n\r\n\r\nDara şehri bugün yörede Dara Köyü olarak bilinir yöre halkı arasında ancak resmi olarak Oğuz Köyü’dür kayıtlarda. Yolunuz düşerse Dara Köyü diye somanızda fayda var çünkü resmi ismini oranın köylüleri dışında bilen yok.\r\n\r\n\r\nDara’nın belki de en büyük özelliklerinden biri, Büyük İskender ile Perslerin savaşının olduğu yer olmasıdır. Sadece bu yönü bile aslında Dara’nın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Köydeki küçük çocuklardan oluşan rehberlerin en çok anlatmayı sevdikleri yönü de bu hikayedir.  Hiçbir dönem önemini yitirmeyen Dara, Bizans’ın da Nisibis’den (Nusaybin) sonraki en önemli sınır kentiymiş. Kaynaklara göre ticaretin kalbi İpek Yolu, kentin içinden geçiyordu. Bu transit ticaret merkezi, bir dönem piskoposluk merkezi de olmuş ancak sürekli devam eden akınlar sonrasında sönüp gitmiş.\r\n\r\n\r\nMezopotamya’nın ilk barajı ve sulama kanalları bu şehirde yapılmış, mevcut kalıntıların halen duruyor olması oldukça etkileyici. Oyma kaya evler, tavanlarındaki süslemeleri, duvarlarına işlenmiş Meryem, İsa ve haç figürleriyle kaya kiliselerine dönüşmüş yapılar kentin Hıristiyanlık macerasını anlatıyor. Fakat Dara pek çok dine farklı zamanlarda ev sahipliği yapmış, din çeşitliliği, beraberinde çatışmaları getirmiş. Bu durum da bugün farklı dinlere ait simgeleri bir arada görmemizin sebeplerinden biri olarak görünüyor.\r\n\r\n\r\n10 bin yıllık bir geçmişi olan, Pers, Roma ve İslam uygarlıklarından izler taşıyan tarihi Dara şehri/köyü kesinlikle görülmeye değer. Şehrin içindeki kaya yerleşkelerini, çocuklardan oluşan rehberler eşliğinde gezerken çok eğlenecek masal tadında bir tarih anlatımının tadına doyamayacaksınız. Agorasını, köy yerleşkesinin altındaki devasa Roma zindanlarını, su kanallarını, İskender ile Pers İmparatoru Darius’un savaşının yapıldığı yerleri gezerken hayran kalacak, yetkililerin buraya olan ilgisizliğine şaşıracaksınız.\r\n\r\n\r\nKazı çalışmaları ilk başladığında ne yazık ki şehre çok büyük zararlar verilmiş ancak şimdi bu konuda daha hassas hareket edildiği belirtiliyor. Bizim de dileğimiz, böylesine önemli bir tarihi şehrin kazılarında azami hassasiyet gösterilmesi ve buranın bilinirliğinin artması, bir marka haline gelmesi için gerekli çalışmaların yapılmasıdır.\r\n\r\noktay@nomapozitif.com

Facebook Twitter Google+ LinkedIn

Leave a Reply