“Keşke Rumlar Hala Bu Topraklarda Olsalardı” Dedirten Yer, Gökçeada/İmroz!

‘Keşke Rumlar hala bu topraklarda olsalardı’ dedirten, Akhilleus’un annesi Thetis’in sarayı ve Poseidon’un kanatlı atlarının ahırlarının bulunduğu yer, Gökçeada/İmroz!\r\n\r\nGökçeada, nüfus mübadelesine kadar Rum nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir adadır. Bu adada Rumlardan kalma çok sayıda köy bulunuyor ve bu köyler yaşanan onca yıkıma rağmen adeta zamana inat dimdik ayakta duruyor. Bu köyleri gezdiğinizde, “keşke Rumlar bu ülkede kalsalardı, o mübadele olayı olmasaydı” diyeceksiniz. Rum köylerinde, Türkiye’nin birçok yerinde rastladığınız muhteşem Rum mimarisinden esintiler bunuyor. Tepelere kurulan köy evleri taşlardan yapılmış ve geniş avluları bulunuyor. Köylerin içindeki yollar da taştan yapılmış ve ilk zamanlardaki gibi bozulmadan günümüze kadar gelmiş. Türkiye’nin her noktasındaki belediyecilik anlayışının sürekli kaldırım söküp yapmak olduğu düşünülünce, zihniyet farkı ortaya çıkıyor. Mübadele sonrasında harabeye dönen köy evlerinin birçoğu halen boş durumda. Daha sonra bazı Rum ailelerin geri dönerek bu köylere yerleşmeleri sevindirici bir durumdur. Nitekim bu durum adada turizmin canlanmasını sağlamış, ada ekonomisini de hareketlendirmiş. Adanın Rum köyleri dışındaki sonradan yerleşilen Türk köyleri ve ada merkezi, yüzlerce yıllık geçmişi olan ve mübadele gibi bir badireyi atlatmış olan tarihi Rum köyleri ile kıyaslanamayacak kadar vasat bir mimari görüntü/çarpık yapılaşma, çirkin bir görüntü arz ediyor.\r\n\r\nGökçeada’nın Tarihi\r\n\r\nYunanlıların en eski yerleşim yerlerinden olan ve Yunanca adı İmroz olan Gökçeada, bir dönem Perslerin de egemenliğine girmiş. Daha sonra tekrar Atinalıların egemenliğine giren ada, Yunanlılar ile Roma arasında 47 yıl boyunca süren savaşların ardından Roma egemenliğine girmiş, Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılınca da Doğu Roma’nın (Bizans) topraklarına katılmış. Zaman zaman Cenevizlilerin de kontrolü altına giren ada, İstanbul (Konstantinapolis)’in Osmanlı İmparatorluğu’nca fethedilmesinin ardından, mevcut yönetimlerine dokunulmaması isteklerinin kabul edilmesinin ardından Osmanlı’ya kendi isteğiyle bağlanmış. Zaman zaman Osmanlı ve Venedikliler arasında el değiştiren Gökçeada, 1913’teki Atina Antlaşması ile Türkiye toprakları içerisinde kalıyor.\r\n\r\nMitolojide Gökçeada\r\n\r\nM.Ö 750 li yıllarda Homeros tarafından yazılmış olan ve ünlü Troya savaşlarını konu alan İlyada destanında adı geçen Gökçeada/İmroz’un kayalık bir ada olduğundan söz edilir. Yine Yunan Mitolojisine göre Gökçeada(İmroz) ve Semadirek adaları arasında Akhilleus’un annesi Thetis’in sarayı, Gökçeada ile Bozcaada (Tenedos) adaları arasında ise Poseidon’un kanatlı atlarının ahırları bulunuyor.\r\n\r\nHo­me­ros’a gö­re İm­roz­lu­lar Tro­ya sa­va­şı sı­ra­sın­da Tro­ya­lı­la­rın ya­nın­da yer al­mış­lar. Yu­nan­lı sa­vaş­çı Ac­hil­les ta­ra­fın­dan esir edi­len ve Lim­ni’ye kö­le ola­rak sa­tı­lan Tro­ya Pren­si Lyca­on, İm­roz Kra­lı Eti­on ta­ra­fın­dan bü­yük mik­tar­da pa­ra öde­ne­rek kur­ta­rıl­mış.\r\n\r\nAn­tik ta­rih­çi Tho­uky­di­des, İm­roz­lu­la­rın Ati­na­lı göç­men­ler so­yun­dan ol­duk­la­rı­nı ve Hel­len di­li­ni de Ati­na­lı­lar gi­bi İon leh­çe­siy­le ko­nuş­tuk­la­rı­nı söy­lü­yor.\r\nLu­wi di­lin­de “Yü­ce Ana Tan­rı­ça” an­la­mı­na ge­len “İma­u­ra” söz­cü­ğü­nün Hel­len ağ­zın­da ön­ce İmu­ros, da­ha son­ra da İm­bros’a dö­nüş­tü­ğü söy­le­ni­yor. İm­bros, ço­rak top­rak­lar­da­ki be­re­ket tan­rı­sı an­la­mı­na ge­li­yor.\r\n\r\n“Denizin diplerinde, uçurumlarda,\r\nTenedos’la kayalık İmroz arasında\r\nBir mağara vardır; geniş, kocaman.\r\nDinlendirirdi orada atlarını POSEİDON; yeri sarsan.\r\n\r\nÇözdü arabadan, tanrısal yemlerini koydu önlerine.\r\nBağladı ayaklarına altın zincirler\r\nBunlar kırılmaz, çözülmez zincirlerdi\r\nEfendileri gelene dek ayrılamazlardı oradan\r\nKendi de Akhalar’ın ordusuna doğru yürüdü gitti.\r\n\r\nİLYADA XIII-33., HOMEROS\r\n\r\nGökçeada’ya Nasıl Gidilir?\r\n\r\nGök­çea­da’ya ula­şım sa­de­ce de­niz yo­luy­la sağ­la­nı­yor. Ges­taş ta­ra­fın­dan dü­zen­le­nen de­niz ula­şı­mın­da, 1 ara­ba­lı fe­ri­bot ve 1 de­niz oto­bü­sü kul­la­nı­lı­yor.\r\n\r\nNasıl Gidilir\r\n\r\nOtobüsle: Gök­çea­da’ya se­fer ya­pan iki oto­büs şir­ke­ti bu­lu­nu­yor. Yaz dö­ne­min­de İs­tan­bul-Gökçeada arasında her­gün sa­bah ve ge­ce ol­mak üze­re kar­şı­lık­lı iki se­fer ya­pı­lı­yor. Oto­büs­ler kal­kış ve va­rış­la­rı­nı ada­nın için­den ya­pı­yor. Kış dö­ne­min­de otobüsler adaya geçmiyor. İstanbul-Çanakkale otobüslerine binerek Ecea­bat’ta in­meniz ve oradan Kabatepe minübüsüne binmeniz gerekiyor. An­ka­ra, Bur­sa, Es­ki­şe­hir istikametinden ge­len oto­büs­le­rin son du­ra­ğı Ça­nak­ka­le. Otobüsten indikten sonra Ça­nak­ka­le-Gök­çea­da arasında dü­zen­le­nen de­niz oto­bü­sü se­fer­le­ri­ne denk gelirseniz ada­ya var­ma­nız sadece 1 saat sürecek. Denk gel­mez­se­niz, Ka­ba­te­pe’den kal­kan fe­ri­bot­la­ra bi­ne­bi­lir­si­niz. Bu­nun için ön­ce bo­ğa­zı geç­me­niz son­ra Ka­ba­te­pe li­ma­nı­na gi­den mi­nü­büs­le­re bin­me­niz ge­re­ki­yor.\r\n\r\nİz­mir otobüsü ile ge­len­ler Çanakkale yerine Ecea­bat’ta ine­bi­lir ve ora­dan Ka­ba­te­pe li­ma­nı­na gi­den mi­nü­büs­le­re bi­ne­bi­lir.\r\n\r\nDe­niz Yo­luy­la: Ada­ya özel tek­ne­le­riy­le  ulaş­mak is­te­yen­le­rin ya­na­şa­bi­le­ce­ği iki ko­ru­nak­lı li­man bu­lu­nu­yor ada­da. Bun­lar, feri­bo­tun ya­naş­tı­ğı Ku­zu­li­ma­nı ve ku­zey­do­ğu­da­ki Ka­le­köy Li­ma­nı. Be­le­di­ye­ye bağ­lı bu li­man­lar­dan elek­trik, su, ya­kıt gi­bi ihtiyaçlarınızı gidermeniz mümkün.\r\n\r\nAra­bay­la: İs­tan­bul’dan ge­lir­ken TEM oto­yo­lu üze­rin­den Te­kir­dağ, Ke­şan, Ge­li­bo­lu, Ecea­bat is­ti­ka­me­tin­de iler­le­ye­rek Ka­ba­te­pe Li­ma­nı’nın­a ulaşılıyor.  İz­mir, An­ka­ra, Es­ki­şe­hir, Bur­sa’dan ge­lir­ken Ça­nak­ka­le Boğazı’nı geçmeniz gerekiyor. Bunun için çeşitli seçenekleriniz bulunuyor.\r\n\r\nGörülmesi Gereken Yerler\r\n\r\nGökçeada’ya gidiyorsanız Rum köylerine gitmeniz gerekiyor. Bu köylerde tarihi görün, mimariyi görün, sanatı görün… Bu köylerde bütün ön yargılarınızı bir kenara bırakın, bu insanların yaşadığı trajediye tanıklık edin. Günümüz köy ve şehirlerinin bunca teknolojiye rağmen neden hala bu kadar çarpık olduğunu, mimari ve estetik kaygıdan uzak yapılaşmaları düşünün…\r\n\r\n\r\n\r\nBurada mutlaka görün diyebileceğim köyler; Bademli/Gliki, Zeytinli/Aya Teodoroi, Tepeköy/ Agridia ve Dereköy/Shinudi’dir, bu köyler kentsel sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Rum köyleridir. Bu köylerde yaşayanların tamamı günümüzde de Rum’dur. Bir de Kaleköy/Kastro var o da mutlaka görülmesi gereken koruma altında olmayan ve artık Rumların yaşamadığı eski bir Rum köyüdür.\r\n\r\nRum köyleri genelde tepelerde kuruludur, bundaki amaç korsan saldırılarından korunmak ve düz alanları tarım için kullanmaktır. Ne yazık ki günümüzde adada sonradan oluşturulan köyler düzlüklere tarım alanlarının üstüne kurulmuştur. Köy­le­rin ço­ğun­da taş kap­lı yol­lar, kah­ve­ler, ki­li­se­ler, ça­ma­şır­ha­ne­ler sağ­lam durumdadır. Res­to­re edi­len ve yazlık ev olarak düzenlenen ev­le­rin sa­yı­sı her ge­çen gün ar­tı­yor. Her kö­yün iba­de­te açık bir ki­li­se­si bu­lu­nuyor.\r\n\r\nKöy mey­da­nın­da en az bir kah­ve açık olu­yor. Ba­zı­la­rın­da res­to­ran ve ka­feler de bulunuyor ki bu restoranlarda çok güzel yemekler yemeli, kafelerde Rum çayı ve dibek kahvesi içmelisiniz. De­re­köy ha­riç hep­sin­de es­ki ya­pı­lar­dan oluş­tu­rul­muş ko­nak­la­ma te­sis­le­ri bu­lu­nu­yor. Rum köy­le­rin­de­ki res­to­ran-ka­fe­ler, gü­zel man­za­ra­la­rı ve nos­tal­jik or­tam­la­rı ile va­kit ge­çir­me­si ke­yif­li yer­lerdir.\r\n\r\nKaleköy ve/veya Tepeköy/Agridia’da gün batımını izlemenizi tavsiye ediyorum. Bunun dışında, adada bulunan Tuz Gölü, Gökçeada Sualtı Milli Parkı, Peynir  Kayalıkları ve Kaya Mezarlarını görün.\r\n\r\nPeynir Kayalıkları\r\n\r\nPlajlar\r\n\r\nGökçeada’da çok sayıda plaj bulunuyor. Oldukça güzel ve temiz olan bu plajlara da eğer yaz mevsiminde gittiyseniz yüzmek içim, kış mevsimiyse seyir ve güzel zaman geçirmek için gidin. Hepsi birbirine yakın olanbu plajlardan bazıları; Aydıncık Plajı (Günü birlik tesisi olan tek plajdır), Laz  Koyu, Yuvalı Plajı, Gizli Liman, Yıldızkoy ve Marmaros’tur. Bu plajların hepsi birbirine benziyor dolayısıyla tercih sizindir.\r\n\r\n\r\n\r\nYeme İçme\r\n\r\nRum köylerindeki kafelerde güler yüzlü Rumların kendi ürettikleri ürünlerden yaptıkları yemekleri, dibek kahvesi (Özellikle bunun için Zeytinli Köy’e gidin) ve Rum çayı insanı büyülüyor.\r\n\r\nÇo­ğu ai­le iş­let­me­si olan Gök­çea­da res­to­ran­la­rı­nın en önem­li özel­li­ği, mut­fak­la­rın­da ço­ğun­luk­la ken­di üret­tik­le­ri zey­tin­ya­ğı, kır­mı­zı et, süt ürün­le­ri, meyve-seb­ze­le­ri kul­lan­ma­la­rı. Gök­çea­da’nın bozulmamış doğası ye­mek­le­ri­nin lez­ze­ti­ne de yan­sı­yor. Özel­lik­le ada­ et­iyle ha­zır­la­nan ye­mek­le­rin ve deniz ürünlerinin ta­dı­na do­yum ol­mu­yor.\r\n\r\nGökçeada anlatmakla bitmez. Belki küçük bir ada, belki sundukları da küçük ama kaliteli. Bu adaya sadece güler yüzlü, pozitif yapıdaki kadim Rum halkını görmek için bile gidilir diyebilirim. Burada, lezzetli temiz yemekler yiyebilirsiniz, kahvenin belki de en güzelini içebilirsiniz, muhteşem plajlarında gürültü patırtıdan uzak denizin keyfini yaşayabilirsiniz, yüzlerce yıllık tarihi olan köyleri gezerek tarihi yaşayabilirsiniz. Yol boyunca özgürce atlayan koyun ve keçileri görebilirsiniz. Bu koyun ve keçileri otlatan birileri yoktur özgürce doğada dolaşıp otlarlar, hepsinin bir işareti vardır ve sahipleri gerekli gördüklerinde o işaretlerinden tanıyıp bulabilirler. Eh bu kadar özgürce takılabildiklerine göre, demek ki hırsızlık durumu da olmuyor.\r\n\r\nUlaşımda sıkıntı yaşamamak için mümkünse araçla gitmenizi tavsiye ederim. Şehrin gürültüsünden uzak sakin bir tatil yaşamak isteyenlere gitmelerini tavsiye ederim.

Facebook Twitter Google+ LinkedIn

YORUM YAPIN