Küçük ve keyifli bir İstanbul gezisi önerisi!

İstanbul’da yaşıyorsanız ve iş stresinden bunaldım havam değişsin derseniz bir hafta sonu müze kartınızı yanınıza alın ve Edirnekapı, Fatih’te Kariye Müzesi’ni mutlaka görün.\r\n\r\nBiz de değişmez gezi arkadaşlarım Pınar ve Yasemin’le beraber hafta sonu bu keyifli geziyi yapmaya karar verdik. Sur içinden geçip müzeye ulaşmadan önce eski ahşap evler bizi karşıladı. Sayıları az olmakla beraber tarihi dokuyu tamamlayan bu şirin binalar fotoğraf arşivimiz için ilk pozlarını verdiler. Etraftaki otel, kafeterya ve hediyelik eşya dükkânları da bu tarihi dokunun birer parçası olarak hizmet veriyor.\r\n\r\n\r\n\r\nMüzeye vardığımızda sevinsek mi üzülsek mi bilemedik. Çok kalabalık yabancı turist gurupları burnumuzun dibindeki bu değeri şimdiye kadar ihmal ettiğimiz için bizi utandırdı. Ve maalesef gezimiz sırasında hiç yerli turistle karşılaşmadık. Müze Çarşamba günleri kapalı. Yenileme çalışmaları yapılan bazı bölümler de gezilemiyor, ama gezdiğiniz bölümler ve bölgeden aldığınız tat yeterli olacaktır diye düşünüyorum.\r\n\r\n\r\n\r\nMüzenin tarihine bakacak olursak; Kariye eski Yunanca kent dışı (kırsal alan) anlamındaki Khora sözcüğünün Türkçeleşmiş hali. V. yy.da yapılan şehir surlarından önce sur dışında bir şapelin varlığı bilinmekte, bu şapelin yerine ilk Khora Kilisesi, Justinianus tarafından (527-565) yeniden yaptırılmış. Komnenoslar Dönemi’nde Blakhernai Sarayı’nın yakınında olduğu için kilise, önemli dini merasimlerde saray şapeli olarak kullanılmış.\r\n\r\n\r\n\r\nLatin istilası sırasında pek çok yer gibi burası da tahrip edilmiş, II. Andronikos (1282-1328) döneminde onarılan kilise mozaik ve fresklerle bezenmiş. Şahsi fikrim mozaiklerin Ayasofya’dakilerden daha güzel ve gösterişli olduğu yönünde. Her mozaik ayrı bir hikâye anlatıyor ve altın, gümüş gibi değerli metallerle yapıldıkları için hala çok canlılar. Ayrıca kullanılan mermerlerin dokuları da çok estetik.\r\n\r\n\r\n\r\nKariye, 1511’de Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye,1945 yılında müzeye dönüştürülmüş.\r\n\r\nBu görsel şölenin ardından çevredeki tarihi dokuya uygun kafeterya ve restoranlarda oturabilirsiniz. Buraya kadar gelmişken Osmanlı yemekleriyle ün salmış Asitane Restaurant’ın güzel bahçesinde yemek de yiyebilirsiniz.\r\n\r\n\r\n\r\nSonra ki durağımız kısa bir yürüyüşle ulaşılan ve yine Çarşamba günleri kapalı olan Fethiye Müzesi. Burası Bizans Döneminde yaptırılan Pammakaristos manastır kilisesiymiş. Müzeye geldiğinizde yeşil bahçenin içinde ki estetik mimari yürüdüğüme değdi dedirtiyor.\r\n\r\nYapıya Latin istilasının son bulmasıyla XIII. yüzyılda bir mezar şapeli eklenmiş. Fetihten sonra, Hıristiyanların elinde kalıp kadın manastırı olarak kullanılmış, 1455 yılında patrikhane buraya taşınmış ve 1586 yılına kadar patrikhane olarak kalmış. Bu kiliseyi III. Murat (1574-1595) camiye dönüştürmüş ve Fethiye adını vermiş.1938-1940 yıllarında onarıldıktan sonra müze olarak Ayasofya Müzesi`ne bağlı bir birim haline getirilmiş.\r\n\r\n\r\n\r\nBurada da şahane mozaikler var. Müze olan kilise kısmını gezdikten sonra ibadete açık olan cami bölümünü de gezmenizi öneririm. Gezinin sonunda müzenin bahçesinde dış mimarinin keyfini çıkarırken, iyi ki bugün evde tembellik yapmak yerine buralara gelmişim dersiniz.\r\n\r\n\r\n\r\nBir sonra ki gezi rotamız da belli oldu. Osmanlı’ya uzun yıllar başkent olan Edirne’de bakalım neler göreceğiz…\r\n\r\naslanguler@yahoo.com\r\n\r\n 

Facebook Twitter Google+ LinkedIn

YORUM YAPIN