9.12.2019
Tarih

Tanrıça Aphrodit’e Adanmış Bir Kent / Aphrodisias

Tanrıça Aphrodit’e Adanmış Bir Kent / Aphrodisias
Anadolu’daki sayısız antik kentten biri olan Aphrodisias Aydın iline bağlı Karacasu ilçesinde yer alır. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’den alan kent önceleri “ Nineoe” adıyla anılmıştır. Hellenistik Dönem’den itibaren (M.Ö.2.yy.) kent Aphrodisias adıyla anılmaya başlanmıştır. Bu yeni adın verilmesi kentte bir tanrıça kültünün varlığına bağlanabilir.
Yapılan kazı çalışmalarından bölgedeki ilk yerleşimlerin Geç Neolitik Dönem’e kadar gitmekte olduğu anlaşılır. Kent, çevresindeki zengin mermer yatakları sayesinde Roma Dönemi’nin önemli heykeltıraşlık merkezlerinden biri olmuştur. Kentteki heykeltıraşlık okulu M.Ö.1.yüzyıl ile M.S.5. yüzyıl arasındaki uzun süreçte üretime devam etmiştir.

Aphrodisiaslı sanatçıların ortaya koydukları eserlerin oldukça özgün eserler oldukları bilinmektedir. Kentte yapılan bu mermer heykeller Aphrodisias stili denilen bir sanat ekolünün gelişmesinde rol oynamıştır. Kentteki heykeltıraşlık okulunun sanatçıları yakın bölgelerden aldıkları siparişleri de karşılamış, heykeller ve rölyefler dışında lahitler ve çeşitli dekoratif objeler de üretmişlerdir.
Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda kentte mimarlık ve heykeltıraşlığın yanı sıra tıp ve astronomi alanlarında da çalışmalar yapıldığı belirlenmiştir. Kentte görülebilecek yapı kalıntıları arasında M.S.2.yüzyıla tarihlendirilen ve İmparator Hadrianus tarafından yaptırılan hamam, büyük havuzlu agora, M.Ö.1. yüzyıla tarihlendirilen ve tanrıça Aphrodite için yapılan tapınak, stadyum, tiyatro, odeon, piskopos sarayı ve felsefe okulu yer alır.

Kentteki kazılar 1904 yılında Fransız mühendis Paul Gaudin tarafından başlatılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda çok sayıda mermer eser gün ışığına çıkarılmıştır.Ancak Gaudin yerine çalışmalara Gustav Menden devam etmiştir. 1913 yılında Andre Boulanger tarafından Fransız Okulu’nun himayesinde kazı çalışmaları devam etmiştir. Daha sonra yarıda kalan kazı çalışmaları  1937 yılında Giulio Jacopi’nin yönettiği bir İtalyan heyeti tarafından yeniden başlatılmıştır. Fakat uluslar arası problemler sebebiyle kazı çalışmaları yine yarıda bırakılmıştır. Jacopi’nin yayınladığı kitabı ve Maria F. Squarpino’nun kitabı “La Scula Di Afrodissias” özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra önem kazanmıştır. Bu eserler ışığında o güne dek kopya olduğu iddia edilen Aphrodisiaslı heykeltıraşların özgün eserler ortaya   koyduğu kanıtlanmıştır.

1961 yılındaki girişimler sayesinde New York Üniversitesi tarafından kentteki kazı çalışmaları tekrar başlatılmıştır.
Aphrodisias kazılarında, Akropol Tepe Höyüğü ve Aphrodite Tapınağı çevresinde Demir Çağı, Lidya tipi seramik veren tabakalar, Arkaik ve Klasik dönem yerleşimleri tespit edilmiştir. M.Ö. 1. Yüzyıl içerisinde bölgenin en önemli antik kenti olan Aphrodisias’ta Ön Asya kökenli tanrıça İştar, Asterte, Anadolu kökenli tanrıça Kybele ve Grek kökenli tanrıça Aphrodite birleşmesinden oluşan doğa ve bereket tanrıçası nitelikli “Aphrodisias Aphrodit’i” gelişmeye başlamış ve Aphrodite Tapınağı kurularak kent bir kült merkezi haline gelmiştir.
Geç Hellenistik Dönem’de bölgede iki antik kent gelişmiştir. Aphrodisias ve Plarasa kentleri Roma Dönemi’nde özellikle Julıus Claudius ailesinden gelen imparatorlar döneminde büyük bir hızla gelişmişlerdir. Roma İmparatorluğu tarafından ayrıcalık ve özerklik tanınan bu iki kent ortak sikke bastırmışlardır.

M.S.3. yüzyılda Roma’nın bölünmesiyle Aphrodisias önce Doğu Roma’nın daha sonra Bizans’ın eline geçmiştir.
Kent M.S.4. yüzyılda Hıristiyanlığın yayılmasında etkili olmuş burada bir piskoposluk merkezi kurulmuş, bu sayede kent Bizans Dönemi’nde Karia Bölgesi Baş Piskoposluğu haline gelmiştir. Fakat kökleri çok eskilere dayanan Pagan kültürü yok edilememiştir. İlk iki Hıristiyan azizi bu kentte şehit edilmiş buna rağmen Paganizm etkisini sürdürmüştür. M.S.7. yüzyılda kente Stravpoli (Haç Kenti) adı verilmiş ancak Aphrodisias adı tamamen yok olmamıştır. Bizans Dönemi’nde Karia adı da kullanılmıştır. Günümüzde kullanılmakta olan Geyre adının da Karia’dan geldiği düşünülmektedir.

M.S.6. ve 11. Yüzyıllar arasında kent siyasi, dini ve ekonomik sıkıntılarla Vizigot ve Arap akınları sebebiyle önemini yitirmiştir. Bizans kaynaklarına göre 11. ve 13. Yüzyıllar arasında bölgeyi dört kez Selçuklular ele geçirmişler ve Karacasu toprakları Türkmen boylarınca iskân edilmiştir. Böylece bölgeye bir süre Menteşeoğulları daha sonra da Aydınoğulları egemen olmuştur. 1413 tarihinde Osmanlı padişahı II. Murat Karacasu topraklarını Osmanlı İmparatorluğuna katmıştır. 1867 yılından itibaren de Karacasu ilçesi olarak Aydın iline bağlanmıştır.
gulsahbayazit@gmail.com